FACEBOOK ÜZERİNE BİR YAZI



Facebook profilinize bir de sapık gözüyle bakın!      

Kendi özel alanımız sandığımız Facebook ya da twitter gibi sosyal iletişim ağı hesaplarımızda, fotoğraflarımızı paylaşıp, iletiler yazıyoruz... Tüm bunları nerede ve nasıl yaptığımızı herkese ya da arkadaşlarımıza duyuruyoruz...

Peki, Facebook üzerinden paylaştığınız kişisel bilgilerin, görmesini istemeyeceğiniz biri için ne anlama geldiğini hiç düşündünüz mü?
www.takethislollipop.com adlı site bir sapığın gözünden profilinizin nasıl göründüğünü anlamanıza yardımcı oluyor. En azından aklınıza iş düşürüyor diyebiliriz. Uygulamayı kullanmak için Facebook profilinizle giriş yapmanız ve uygulama izni vermeniz gerekiyor.

Sonrasında profilinizin bir anda istemediğiniz birilerinin gözünde nasıl canlandığını görebiliyorsunuz.

Videodaki karakter sizin profilinizi büyük bir dikkatle inceledikten sonra, özel bilgilerinize ve fotoğraflarınıza göz gezdiriyor. Arkadaşlarınızın profillerini dahi gezen karakter konum bulucu sayesinde evinizi dahi tespit edebiliyor.

Sosyal ağlardaki madalyonun arka yüzünü gösteren bu uygulama, kötü niyetli kişilerin profilinizi nasıl istismar edebileceği konusunda gayet etkileyici.

Tabi garip olan şu ki, 1 gün içersinde 1 milyonu aşkın kullanıcı sayısına ulaşan bu uygulamada da bir tezatlık söz konusu. Uygulamayı kullanmak için onunla özel bilgilerinizi paylaşmak zorundasınız.


UNUTULAN KONU: ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ

Birçok kullanıcı sosyal paylaşım sitelerinde kimlik bilgilerinden, oturduğu adrese, çalıştığı işyerine kadar birçok bilgiyi çekinmeden paylaşıyor. Ancak bu bilgilerin takip edilip, günün birinde başımıza iş açabileceği fikri kimsenin aklına gelmiyor.

WordStream Internet Marketing’in yaptığı bir araştırmaya göre, bunun sebebi ‘bilinçsiz paylaşım’. Araştırma, sosyal medya üzerinden yaklaşık 2 milyar kişinin bilgilerine rahatlıkla ulaşılabileceğini gösteriyor. Araştırmadan çıkan bir diğer çarpıcı sonuç ise, Facebook kullanıcılarının yüzde 23’ü gizlilik ayarlarını kullanmıyor ve yüzde 7’si sokak adına kadar ev adresini paylaşıyor.

İLGİNÇ VERİLER VAR

Arel Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Gülüm Şener ve Öğr. Gör. Yelda Özkoçak’ın birlikte gerçekleştirdikleri “Facebook Fotoğrafları Araştırması”, Facebook kullanıcılarının fotoğraf paylaşma pratikleriyle ilgili ilginç veriler sunuyor.

Haziran – Temmuz 2011 tarihlerinde gerçekleştirilen ve 694 kişinin katıldığı araştırmanın sonuçları geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Araştırmadan çıkan önemli veriler şu şekilde:
- Katılımcıların %27.2'si ayda bir kaç kez Facebook’a fotoğraf yüklerken, %32.4'ü ayda bir, %22'si ise nadiren fotoğraf yüklüyor.

- Katılımcıların %58.3'ü haftada bir veya daha fazla fotoğraf çekerken, %18.1'i Facebook’a haftalık olarak fotoğraf yüklüyor.

- Kullanıcılar Facebook’a fotoğraf yüklerken oldukça seçici davranıyor. Katılımcıların %57.2'si çektikleri fotoğrafların %5-%10'luk kısmını yüklerken, %21.5'i de %25'ini paylaştığını belirtmiş.

- Kadınlar fotoğraf çekerken dijital makineleri tercih ederken (kadınların %63.8’i, erkeklerin %51.3’ü), cep telefonlarının kameralarını erkekler kadınlardan daha fazla kullanıyor (erkeklerin %48.7’i, kadınların %36.2’si).

- Facebook’ta kullanıcılar sosyalleştikleri, eğlendikleri anların ve yeni gittikleri ülkelerin/kentlerin fotoğraflarını daha fazla paylaşıyorlar: Facebook’ta en çok paylaşılan fotoğrafların başında özel günlerin (doğumgünü, düğün, parti, konser vs.) fotoğrafları (%70.6), arkadaşlarla eğlenildiğini gösteren fotoğraflar (%69.3), yeni gidilen kent ve ülkelerin ( %67.8) ve tatil fotoğrafları (%59.9) geliyor.

- En az paylaşılan fotoğraflar ise spor yaparken çekilenler (%7.2), işyerinde çekilen fotoğraflar (%26), sevgili ya da eşle çekilen fotoğraflar (%26.6), aile fotoğrafları (%28.3) ve kullanıcıların yalnız oldukları fotoğraflar (% 32.7). Aile fotoğraflarını kadınlar (%35.1) erkeklere oranla (%20.7) daha fazla paylaşıyorlar.
- Katılımcıların % 51.4’ü profil fotoğraflarını nadiren, % 20.8’i ayda bir kez güncellediklerini söylemişler. %67.3’ünün güncel profil fotoğrafında yalnızca kendileri yer alıyor. Kadınların %69’u profil fotoğrafında objektife bakarak poz verirken bu oran erkeklerde %57.7’ye geriliyor. Yine, kadın kullanıcıların % 76.3’ü profil fotoğrafında gülümsediğini belirtirken erkeklerin sadece % 53.8’i gülümsüyor.

- Araştırmada elde edilen bir başka sonuç da kullanıcının arkadaş sayısı arttıkça Facebook’aa daha çok fotoğraf yüklediğini ortaya koyuyor. Arkadaş sayısı 50-100 arası olan katılımcıların %76.9’u çektikleri fotoğrafın % 5-10’unu Facebook’a yüklerken arkadaş sayısı 200-300 arasında olan katılımcıların %57.1’i çektikleri fotoğrafların %5-10’unu, %20.8’i %25’ini, %12.3’ü de %75-80’ni paylaşıyorlarmış.

ÖNCE TUVALET SONRA FACEBOOK!

Oxygen Media ile Lightspeed Araştırma Merkezi'nin, sosyal medya kullanıcısı 18?34 yaş arası kızlar üzerinde yaptığı araştırma çarpıcı sonuçlara ulaştı. Yüzde 34'ü sabahları uyandıklarında tuvalete gitmeden önce Facebook'a girdiklerini itiraf ederken, yüzde 39'u kendilerini Facebook bağımlısı olarak tanımladı. Yüzde 49'u erkek arkadaşının hesabını hackleyerek kontrol etmeyi normal bir davranış olarak görüyor.

KARİYER RİSKİ VAR!
İngiltere'de özel hayatın güvenliğiyle ilgili bağımsız faaliyet gösteren Bilgi Güvenliği Denetçisi (Information Commissioner's Office ICO) tarafından yayımlanan bir raporda, Facebook, MySpace gibi paylaşım sitelerine konan kişisel bilgilerin dolandırıcılıkta kullanılabileceği ve kariyer riski yarattığı bildirildi.

Raporda, İngiltere'de 14-21 yaşları arasındaki 4.5 milyon kişinin kişisel bilgilerini internette paylaşarak kimlik hırsızlarına karşı savunmasız hale geldiği belirtildi. İnternet kullanıcılarının üçte ikisinin doğum tarihlerini, dörtte birinin mesleklerini, onda birinin de adreslerini paylaşım sitelerine koydukları belirlendi.
ICO, bu bilgilerin dolandırıcılar tarafından alışveriş yapmakta ve internet ya da banka hesaplarına ulaşmakta kullanılabileceği uyarısında bulundu. Raporda, kişisel bilgilerin internette yayımlanmasının akademik ve profesyonel açıdan da riskli olduğu kaydedildi.

ICO Müdür Yardımcısı David Smith, "Birçok genç, bıraktıkları elektronik ayak izini düşünmeden bilgilerini internete koyuyor" dedi. Smith, çok sayıda üniversite ve işyerinin öğrenci ya da çalışan kabul etmeden önce internette arama yaptığını belirterek, "İstenmeyen bir şey ortaya çıkarsa, bunun insanlara maliyeti çok büyük olur" diye konuştu.

Peki neden insanlar bu tür sitelere üye oluyor, özellikle Facebook'ta durum güncellemelerinden fotoğraflarına kadar özel hayatını paylaşmak istiyor? İşte araştırma sonuçları ve uzman görüşleri:

KIZLAR DİKKAT ÇEKMEK İSTİYOR, ERKEKLER İSE KENDİNİ METHETME DERDİNDE!

Kanada York Üniversitesi'nden uzmanların yaptığı araştırmalara göre, Facebook'taki sayfalarını sık sık güncelleyenlerin çoğu ya narsist eğilime sahip ya da özgüven sorunu yaşayan kişiler.
York Üniversitesi araştırması, kızların çekici fotoğraf koymaya yoğunlaşmalarına karşın erkeklerin ise, "About me/ Hakkımda" kısmında kendilerini methetmeye yoğunlaştıklarına dikkat çekiyor.

İNSANLAR NEDEN ÖZEL BİLGİLERİNİ HERKESLE PAYLAŞMAK İSTER?

Yard. Doç. Dr. Aysın Turpoğlu Çelik: Özel, "mahrem" bilgilerini sosyal paylaşım sitelerinde, hiçbir sınır koymadan, ulu orta paylaşabilmek dışarıdan bakıldığında bir tür teşhircilik olarak algılanabilir. Bu da aslında biraz varlığının tanınması, bilinmesi, kabul edilmesi, önemsenme, ilgi, değer ve saygı görme ihtiyacından kaynaklanıyor
olabilir.
Toplumumuzda herkes birbirlerine o kadar kötü davranır oldu ki artık insanlar pek de bilincinde olmadan "bakın ben varım, beni tanıyın, anlayın ve bana diğer tüm insanlar gibi hak ettiğim değeri verin, ilgiyi gösterin" diyebilmek için özel bilgilerini paylaşmak İhtiyacı duyuyor olabilirler. İnsanların bu çok temel başka bir deyişle varoluşsal ihtiyacını karşılamak İçin mahrem, özel yaşamını paylaşması ne yazık ki başta medya olmak üzere bazı kurum ve kişiler tarafından sanki olması gereken, doğal ve sağlıklıymış gibi gösteriliyor, özendiriliyor, kışkırtılıyor.
"YATAK ODALARI BİLE SANKİ KURUMSAL BİR ALAN"
İçinde bulunduğumuz politik ortam da bu durumu besliyor, insanların yatak odaları bile sanki kamusal bir alanmış gibi gösteriliyor. Bu tür gerçek ya da tüzel kişilerin kendilerine çıkar sağlamak için sergiledikleri bu yaklaşımlar, kendisini bilen, olgun yetişkinler için değil ama kayıplar yaşamış ve acı çeken, sağlıklı bir ruhsal yapıya sahip olamayan, henüz kişilik yapısı oturmamış ve özellikle de genç insanlar için bir tuzak oluşturuyor. Böylece herkes çok özel, hatta çok yakın kimselerle bile paylaşılamayacak yaşantılarını uluorta paylaşabilir hale gelebiliyor.

Uzm. Klinik Psikolog Elif Saygın: Facebook insanları birbiriyle iletişimini sağlayan sosyal paylaşım sitesidir. Buraya üye olan kişiler kendi belirledikleri sınırlarda hayatlarını listelerindeki diğer kişilerle paylaşmak ve paylaşılanları takip etmek amacıyla biraradadırlar. Kişinin özel hayatını paylaşma isteği yaptıklarının bilinmesi ve takdir edilmesi temeline dayanmaktadır. Takip edilmek ve beğenilmek her insanın doğasında vardır. Bu gibi sitelerde kişinin özel hayatında yaptıklarının diğer insanlar tarafından begenilmesi kişinin kendine olan güvenini beslemektedir.


BU TÜR SİTELERDE ÖZEL HAYATI PAYLAŞMAK DOĞRU MU?

Yard. Doç. Dr. Aysın Turpoğlu Çelik: Pek doğru olmadığı kanısındayım. Bir psikolog, bir terapist olarak terapi odası gibi güvenli bir ortamda bile çok dikkatle, özenle ele alınan çok mahrem konuların binlerce, milyonlarca insanın erişimine açık bir ortamda kolaylıkla paylaşılabildiğini görmek çok şaşırtıcı geliryor.
İnsanlar bazen hiç düşünmmeden özel yaşam sınırlarını çok aşan öyle bilgileri paylaşabiliyorlar ki yalnızca kendilerinin değil, yakın aile bireyleri, birlikte oldukları sevgili ya da eşlerinin de zarar görebileceğini gözden kaçırabiliyorlar. Bize yakın bir kimseyle yaşadığımız olumlu ya da olumsuz anılar yalnızca bize ait değildir, bu yaşantılar bizim olduğu kadar bunu birlikte yaşadığımız kişilerin de özel yaşamı, mahremiyeti içinde yer
alırlar.
Hem kendimize, hem de yakınlarımıza karşı sorumluluğumuzun bir parçası
olarak özel, mahrem yaşamımıza dair bilgiler bu tür ortamlarda paylaşmamak
çok daha uygun olacaktır. Binlerce yılın deneyiminden süzülüp gelmiş ne güzel deyimlerimiz vardır. Örneğin, "kol kırık yen içinde, kafa kırık fes içinde, ya da "kan
kusar, kızılcık şerbeti içitim der" gibi pekçok deyim vardır dilimizde. Bu kadar katı
olamak, sıkıntılarını yakınlarıyla paylaşmak gerekir ama paylaşılan yer milyonlarca
kişinin olduğu paylaşım sitesi olmamalıdır.

Uzm. Klinik Psikolog Elif Saygın: Burda doğruyu kişinin neyi ne kadar paylaşmak istediği belirler. Yaptığı herşeyi paylaşan biriyle limitli paylaşımlar yapan biri arasındaki farkı doğru yada yanlış diye katagorize etmek her iki durumunda kişiye ne kazandırdığı ve ne kaybettirdiğiyle ilgilidir. Ancak Amerikada yapılan araştırmalarda facebook gibi sosyal paylaşım sitelerin faydalarının yanı sıra akedemik başarıda düşüşe neden olma ve asosyal davranışlar geliştirme gibi pek çok konuda gençleri olumsuz etkilediği sonucuna varılmıştır.

BU ORTAMLAR ÖZEL HAYATI ORTADAN MI KALDIRIYOR?

Yard. Doç. Dr. Aysın Turpoğlu Çelik: Bu soruyu kesinlikle evet diye yanıtlamak istiyorum. Çünkü özel yaşamın dokunulmazlığı vardır ve yapılan bu paylaşımlar bana göre kişinin özel yaşamının dokunulmazlığını kendi eliyle ortadan kaldırması ve özel yaşam sınırlarının ihlal edilmesine izin vermesi anlamına geliyor.

Bu noktada “sınır” kavramından söz etmek gerekiyor. Yaşamımızda sahip olduğumuz her şeyin sınırları vardır. Benliğimizin sınırları vardır ve benlik sınırlarımız bizim kendimizi diğerlerinden ayrı ve özerk bir birey olmamızı sağlar. Beden sınırlarımız
ve bedenimizin dokunulmazlığı vardır ve biz izin vermeden hiç kimsenin bedenimize
dokunma hakkı yoktur. Mekân sınırlarımız ve yaşadığımız mekânın yani hanenin ya da konutun dokunulmazlığı vardır. Biz izin vermeden hiç kimse mekânımıza, hanemize, konutumuza, yatak odamıza zorla giremez. Bu dokunulmazlığı ihlal eden her kim olursa olsun haneye tecavüz suçu işlemiş olur ki buna güvenlik görevlileri de dâhildir, mahkeme izni olmadan hanemize giremezler.
Mali, yani parasal sınırlarımız vardır. Bu nedenle harcamalarımızı bütçe sınırlarımıza göre yaparız. Duygu sınırlarınız vardır, bu sınırlar korunmazsa duygusal olarak inciniriz, kırılırız, örseleniriz ki çok önemli duygularımızdan biridir onur duygusu, bu tür ortamların en önemli tehlikelerinden biri onurumuzun kırılma olasılığının yüksek olmasıdır.
Bizim kültürümüzün bir özelliği olarak maalesef sınır kavramının gelişemediğini
görüyoruz. Örneğin çok hazin bir biçimde şiddet kurbanlarının çoğu bedeninin dokunulmazlığının olduğunu, beden sınırlarının ihlal edildiğini ve kendisinin şiddete uğradığını algılayamıyor, böyle olunca da kendisini koruyamıyor. Bunun gibi özel yaşam sınırlarını da koruyamıyorlar, çocukluk çağlarından itibaren beden ve özel yaşam sınırları öylesine çiğneniyor ki korunması gereken bir sınırın olduğunun bile bilincine varamıyorlar.

Uzm. Klinik Psikolog Elif Saygın: Paylaşımları konusunda kendine limitler koymayan biri için özel hayat artık “özel hayat” anlamını belli ölçülerde yitirmiştir. Kişinin yaptıklarını ve düşündüklerini adım adım paylaşması özelini paylaşması anlamına gelir ve bu durumda “özel hayat” kişinin paylaşmadığı kadarıyla sınırlıdır. Dolayısıyla özel hayatın tamamen ortadan kalakmasından söz edemeyiz.

ÖZEL HAYATLARINI PAYLAŞAN İNSANLAR TEHLİKEDE Mİ?

Yard. Doç. Dr. Aysın Turpoğlu Çelik: Elbette tehlike altında, hani derler ya söz uçar yazı kalır diye, hem yazı kalıyor, hem resimler. Kötü niyetli insanlar tarafından aleyhimize malzeme olarak kullanılabilecek bilgiler veriyoruz demektir. Bu bilgiler aslında içtenlikle yapılmış, çok masum paylaşımlar da olabilir. Ama bunlar bile kötüye kullanılabilir. Üstelik bu kayıtlara yıllarca sonra bile ulaşabilmek olası. Bırakın çocuklarımızı, torunlarımız hatta torunlarımızın çocuklarına bile ulaşabilecek kayıtlar düşüyoruz demektir.

Yaşamın karşıtlıklarla dolu ve her şeyin mutlaka bir karşıtının var olduğunu unutmamak gerekir. Eğer bir kişi kendisini teşhir ederse, onu gözetleyecek bir röntgenci mutlaka olacaktır. Yani sosyal paylaşım siteleri insanların kendilerini teşhir etmelerine olduğu kadar, röntgencilik yapmalarına da olanak tanıyan ortamlar. Bu bir tehlike oluşturuyor. Başkalarının yaşamlarını basitçe gözlemekten öteye geçen sapkınlıklar için de ideal ortamlar yaratıyor, çok masum bir biçimde yapılmış bir paylaşım insanların yaşamlarının kararmasına neden olabiliyor.
İnsanlar toplumsal varlıklar, başka insanlarla iletişim ve ilişki içinde olmak çok önemli bir gereksinim ve günümüzün yaşam koşullarında internet iyi bir kaynak ve çok iyi olanaklar sunuyor. Çağdaş bir insanın böyle bir kaynak ve olanaklardan uzak kalması olanaklı değil ama bunları akıllıca kullanması ve paylaşım yaparken, bazı bilgileri aktarırken çok dikkatli olması gerekiyor.

Uzm. Klinik Psikolog Elif Saygın: Kişiler güvenlik ayarları sayesinde erişilebilirliklerini sınırlandırarak kendilerini güvence altına almaktadırlar. Böylelikle paylaşımlarının sadece kendi istedikleri kişiler tarafından takip edilmesini sağlayarak oluşabilecek tehlikelere karşı kendilerine güvenli alan yaratmaktadırlar.

SAPIKLIK BEYİNDE Mİ GÖRSELDE Mİ?

Uzm. Klinik Psikolog Elif Saygın: Paylaşılan görsellerin amacı ve karşı tarafın bakış açısı burada dikkate alınması gereken değişkenlerdir. Tahrik edici fotoğraflarını yayınlayan kişi başkalarını etkilemek için bir çaba içerisindedir. Dolayısıyla bu fotoğrafı yorumlayan değil koyan kişiyle ilintili bir durumdur ve sapkınlıktan bahsedilemez. Ancak günlük yaşama dair yayınlanan fotoğrafların karşı taraf için tahrik edici olarak yorumlanması durumunda bir sapkınlıktan bahsedebiliriz.

AMAÇ EĞLENMEK Mİ?

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yrd. Doç. Dr. Ebru Çetin'in yapmış olduğu "Sosyal İletişim Ağlar ve Gençlik: Facebook Örneği" isimli araştırmada öğrencilerin Facebook'a üye olma nedenleri sorgulandı.
Öğrencilerin Facebook'a üye olma nedenlerinin başında % 17.8 ile “eğlence” amacı geliyor. Eski arkadaşlarını bulabilmek ve eğlence amacı % 15.0 ile ikinci sırada yer alırken, Meraktan Facebook'a üye olma % 14.4 ile üçüncü sırada bulunuyor.
BEKLENTİLER GERÇEKLEŞİYOR MU?
Araştırmada öğrencilerin Facebook'a üye olduktan sonra beklentilerinin ne oranda gerçekleştiği incelendiğinde, öğrencilerin %61.1'inin beklentilerini gerçekleştirdiğini, % 32.8'i kısmen gerçekleştirdiğini, % 6.1'i ise beklentilerini gerçekleştiremediğini ifade ediyor. Cinsiyet açısından beklentilerin gerçekleşme durumunda ise, kız öğrencilerin beklentilerinin erkek öğrencilere göre daha fazla gerçekleştiği görülüyor.
Öğrencilerin Facebook'a üye olduktan sonra sosyal yaşamlarında nasıl bir değişim olduğu sorgulanmış. Elde edilen veriler sonucu öğrencilerin %34'ü sanal ortamda zaman geçirip eğlendiğini belirtirken, % 27'si sanal ortamda arkadaş sayısının ve iletişiminin arttığını, % 22'si eski arkadaşlarını bulduğunu ve görüşmeye başladığını, % 17'si hiçbir değişme olmadığını ifade ediyor.
Öğrencilerle yapılan görüşmelerde, Facebook'a üye olma nedenleri ile sonrasında gelişen beklentileri ve sosyal yaşamlarındaki değişme arasında önemli bir farklılaşmanın bulunmadığı görülüyor. Facebook'a üye olma nedeni arasında öncelikli sırada yer alan eğlence amacının büyük ölçüde gerçekleştiği ortaya çıkıyor.
CİNSİYETE GÖRE GÖRÜŞLER FARKLI
Cinsiyet açısından sosyal yaşamdaki değişim sorgulandığında ise, sanal ortamda zaman geçirip eğlendiğini söyleyen erkek öğrencilerin oranı kız öğrencilere göre daha fazla. Eski arkadaşlarını bulup gerçek yaşamda görüşmeye başlayanlar arasında ise kız öğrenciler oranı daha fazla olduğu görülmektedir. Hiçbir şeyin değişmediğini ifade edenler arasında ise erkek öğrenciler ağırlıkta.



ÜYE GİRİŞİ
 
Kullanıcı adı:
Şifre:
SİTEYİ BEĞEN
 
Reklam
 
YEREL HABERLER
 



YENİ FOTOĞRAFLAR
 









YENİ VİDEOLAR
 




ANILAR VE GÖZLEMLER
 

Üç Boyutlu Yumrutaş



Köyümden Anılar



Köye dair...
 
Toplam 146519 ziyaretçi (663807 klik)
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Köyler