Soytaroğlu İsmail Ağa

BİR YAZAR VE ONBİR EŞKIYA 

GERÇEK BİR HİKAYE 

28 Kasım 2007 11:56 · Azmi Gülsoy Yaşar Küçük’le tanıştığımız sıralarda, Özlü’ye liman yapımı, Özlü’de çevre düzenlemesi onun baş uğraşlarıydı. Üniversitede, Türk Dili ve Edebiyatı okumuş, bu yetmemiş, iki yıl Türk Halk Edebiyatı dalında lisans üstü çalışma yapmış ve Giresun Eğitim Enstitüsü ile Eğitim Fakültesi’nde uzun yıllar hocalıktan sonra emekli olmuş. 

Kendi teknesiyle balık tutuyor. Çiçek, fidan, bahçe hobisi de var. Bu çok kimlikli meslektaşınız bir gün size, üstünde, “Doğu Karadeniz Bölgesi Eşkıya ve Kabadayıları türküler-destanlar” *yazılı, yeni basım bir kitabını imzalayıp hediye ederse, onunla dost olma gururunu yaşamak istemez misiniz? Ben de öyle yaptım. Yaşar Küçük, kitaba giren kişileri seçerken, çok ilginç bir kriter kullanarak önemli bir fark yaratmış. “Eşkıya dolu… 

Ama ben türkü ve destanlara konu olmuş eşkıyayı ve salt onlar için üretilmiş ürünleri araştırdım.” diyor. Bizim Halk Edebiyatımıza, damgasını vurmuş ve artık klasik olmuş, şair kabadayılarımızı bilirsiniz: Köroğlu, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Kuloğlu gibi. Ancak bunlar kendi şiirlerini yazdılar. Yaşar Hocanın eşkıyasını, türküye ve destana konu yapan ise, halk olmuş. Kitapta yalın, ağırbaşlı, abartıdan uzak, halkın ifade ettiği biçimi koruyan bir dil kullanılmış ve asıl metinden öte, yeri geldikçe, önemli dip notları eklenmiş. Kitap sonuna geniş bir bibliyografya ile bazı türkü notaları da konulmuş. Öğretmen olacaksın; Doğu Karadeniz’de yaşayacaksın; kitap sahibi olacaksın… Ütopya gibi bir şey.
 
Yıl 1987. Sadece araştırma yapmak on ay sürmüş. O dönemin ulaşım koşullarını ve bölgeyi bilmeyenler, işin zorluğunu asla anlayamazlar. Yaşar, “Öğrencilerim ve onların yakın akrabalarının yardımları olmasaydı, başaramazdım.” diyor. İşte bizim bölgenin, kimi çok az işlenmiş, kimi de hiç işlenmemiş, oldukça bakir bir alanı. 

Rize’den Ordu’ya, 10 başlıkta 11 eşkıya ve folklorik uzantıları. *Rize-Fener Mahalleli Sandıkçı Şükrü. Romanı yazılacak, hatta filmi yapılacak biri. *Trabzon-Boztepe’li Mustafa Reis. Bu bölümde, Rusya-Sohum fenerinin sökülüp, Trabzon’a dikilmesi olayı ortaya çıkıyor ve ikisi de denizci olan Sandıkçı Şükrü ve Mustafa Reis bu olaya karıştırılıyor. Kitapta netlik yok. 

Destanların zamanda ve mekanda kaymalar yaratması, halkın beğendiği olayları, beğendiği kahramana mal etmeleri olağandır. *Trabzon-Tonya, Sayraç Köylü Şişmanoğlu Ahmet. Kan davası kurbanı. *Trabzon Kayıkçılar Kahyası, Müdafaa-i Hukuk azası Yahya Reis. Bir başka denizci şaki. Ermeni ve Rum kıyıcılığı yüzünden dağa çıkmış. Ayrıca Enver Paşa yanlısı olduğu not edilmiş. Yazarımız burada, Görele’li kemençeci Piçoğlu Osman’ın tanıttığı Kahya Türküsü ile Terme-Çangeriş’deki benzer bir olay için yakılmış türkünün benzeşmesine dikkat çekiyor.
 
Bu, rastlantı olamaz. Yukarda da söyledik. Ayrı zaman ve mekanlardaki benzer olaylar, deniz yolunun kolaylığıyla da birbirlerine karışabiliyorlar. *Trabzon-Şalpazarı, Kabasakal Köylü Kadiroğlu. Kitapta, yöresel ağızla söylenen (Gadiroğlu) biçiminin kullanılması eleştirilmelidir. Çünkü isme temel olan sözcük (kadir) dir. 

Burada bir eleştiri de Şalpazarı adını koyanlara. Eski adı Ağasar imiş. Nesi vardı da değiştirdiniz, kasabanız daha mı bir büyüdü? “Ağasar ın balını da/ Gel salını salını / Adam cebinde taşır / Senin gibi gelini…”gibi daha birçok türküyü yersiz-yurtsuz bıraktınız. Elinizden gelebilen tek şey, tarihî adları silmek.. *Giresun-Keşap, Engiz Köylü Micanoğlu. *Giresun-Bulancak, İnece Köylü Hacıvelioğlu. *Boztekke Köylü Goloğlu. *Ordu-Fatsa, Sarıtaş Köyünden Hekimoğlu.
*Ordu-Perşembe, Yumrutaş Köyünden Soytaroğlu İsmail. 
*Tokat-Reşadiye , Bereketli Köyünden Güpür. Hocamız, dörtlüklerde “doldurma” bölümlerinden söz etse de, ilk iki dizenin “tasvir” olduğunu belirtiyor. Bu güzel yaklaşım dikkatimi çekti. Birçok büyükşehir edebiyatçısı da, Doğu Karadeniz şiirinde, şairin ilk iki dizeyi, son ikisi için uyak kaygısıyla söylediğini ileri sürer.
 
Bu eleştirilerin hiç birini göz ardı etmem; örneklerini bulmak her zaman mümkündür. Ancak, Karadeniz türkülerinde bu durumun yaygın gelenek olduğunu söylemek, bölge insanının sosyo-kültürel, duygu ve hatta dil yapısını bilmeden, sadece uzaktan önyargı üretmek olur. Buyurun,size sıradan bir Karadeniz türküsü dörtlüğü: “Fındık dalda tekleme./ Kız fistanın ekleme./ Yarin gitti gurbete, / Gelir diye bekleme.” İlk iki dizede, son iki dizedeki gönül yarasının çaresizliğini yüz kat artıran ekonomik çöküntüyü görebiliyor musunuz? 

Uzaktan ahkam kesince, “tekleme-ekleme “ sözcükleri size sadece, “bekleme”nin uyağı gibi görünür. Oysa bize, bir romana sığmayacak anlamlar çağrıştırıyorlar. Bu eleştiri,Yaşar kardeşime değil,en az 60 yıllık birikim; yeri geldi de… 

*Kitaba ulaşım: 0462 326 67 55, seranderyayinevi@yahoo.com


ÜYE GİRİŞİ
 
Kullanıcı adı:
Şifre:
Reklam
 
YEREL HABERLER
 
YENİ FOTOĞRAFLAR
 









YENİ VİDEOLAR
 




ANILAR VE GÖZLEMLER
 

Üç Boyutlu Yumrutaş



Köye dair...
 
Toplam 149329 ziyaretçi (671905 klik)
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Köyler